





![]() | Bugün | 40 |
![]() | Dün | 48 |
![]() | Bu Hafta | 40 |
![]() | Bu Ay | 1773 |
![]() | Toplam | 96746 |
Yaşanan küresel finansal kriz, 2007 tarihinde ABD’de ortaya çıkmaya başlayan mortgage piyasasındaki sorunlar ile 2008 yılı itibaren daha da şiddetli görülmüştür. Mortgage kredilerinin yapısının çöküşü, faiz yapısındaki uyumsuzluk, menkul kıymetlerin fonlanmasında yaşanan sıkışıklık ve kredi türev piyasalarının genişlemesi krizin temel nedenleridir.
Yaşanan mortgage krizi finans piyasalarını olumsuz yönde etkilemiştir. İhracatta yaşanan daralmalar ile de pek çok ülkenin büyüme hızı yavaşlamıştır. 2008 krizinin 1929 Büyük Buhran ile karşılaştırılması durumun güçlüğünü göstermiştir. 1929 ve 2008 krizlerinin benzer noktalarına baktığımızda; iki krizin de çıkış öncesi finans piyasalarında hızlı yükselişler olmuştur. 1929 Büyük Buhran’da 1925-1929 tarihleri arasında finans piyasalarında oldukça yüksek getiri elde edilirken, 2008’deki küresel krizde de 2002-2008 tarihleri arasında ciddi finansal getiri sağlanmıştır. İki krizde de çıkış noktası ABD olmuştur. İki krizde de ekonomide küçülme yaşanmıştır.
Başlangıçta kriz basit olarak algılanılırken, kapitalizmin son 80 yılda yaşadığı en şiddetli kriz olduğu görülmüştür. Türkiye’de krize ilişkin iki önemli beklenti hâkimdi. Bunlardan ilki krizin Türkiye’ye etkisinin az olacağı yönündeyken, ikincisi ise krizin etkisinin belli bir zaman sonra ortadan kalkacağı şeklindeydi.
Türkiye’yi diğer ülkelerden ayıran en önemli problem genç işsiz ve toplam işsiz sayısıdır. 2008 yılından itibaren etkisini sürdüren küresel krizin baskısı ile işsizlik sorunu büyümüştür. 2007’de işsizlik oranı % 10,6 iken, krizle birlikte % 11,2’ye; 2009 yılında ise %14,8 seviyelerine çıkmıştır. İşletmelerin bu krizi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaları ile de işten çıkarmalar dolayısıyla işsizlik daha da artmıştır. Geride kalan çalışanların verimlilikleri arttırılarak üretime devam edilmiştir. Maaşlar geç ya da eksik ödenmiş zam verilmemiştir. İş bulmada zorluklar yaşanmıştır. Türkiye İşveren Sendikalar Konfederasyonu (TİSK)’nun işsizlik konusundaki son verilerine bakıldığında Türkiye’nin işsizlik oranı %13 ile dünyada 5. olduğu görülmüştür. Yapılan araştırmalar ile krizin en büyük etkisi istihdamda görülmüş ve 2009 Ocak ayına kadar 385 bin 16 kişi işsiz kalmıştır. En çok işçi çıkarımının en fazla olduğu il, İstanbul olarak belirlenmiştir.
IMF verilerine göre Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 2008’de 10,484$ iken krizle birlikte 8,723$’a düşmüştür. ABD’de ise kişi başına düşen milli gelir 2008’de 47.393$ iken krizle beraber 46,381$’a düşmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken unsurlar vardır. Bunlardan biri krizin ABD’de başlamasına karşın, krizden düşünüldüğü kadar etkilenmemiş olmasıdır. Diğeri ise finans batağında olan Yunanistan’ın kişi başına düşen milli gelirde 6,2’lik düşüş yaşanırken, Türkiye’de bu düşüşün 16,7 oranında gerçekleşmesidir.
2008 küresel ekonomik kriz ile birlikte ekonomiye devlet tarafından yapılacak müdahalenin kaynak israfına yol açacağını öne süren neoliberal düşüncenin geçersizliği görülmüştür. Krizle, pek çok ekonomi ve bankalar daha çok devlet denetimine girmiştir. Böylece, krizden kurtulmada görevin devlete ait olduğu savı güçlenmiştir.
Sektörel olarak krizin sonuçlara baktığımızda; Türkiye’de kriz sonrası yapılan araştırmalar ile % 56’lık kesimin kriz öncesine göre bankacılık sektörüne olan güvenin azaldığı görülmüştür. Bunun yanı sıra birçok sektör olumsuz etkilenirken bankacılık sektörü krizden en az etkilenen sektör olmuştur. Bunun temel sebebi 2001’de uygulanan güçlü tedbirlerdir. Bu tedbirler ile kamu maliyedeki eksiklikler tamamlanmıştır. Bütçe açığı kapatılmıştır. Bankaların sermaye yapısı güçlendirilmiştir.
Krizden en olumsuz etkilenen sanayi sektörü ulaşım araçları olmuştur. Bunun da nedeni %60 oranında üretimde daralma yaşamış olmasıdır. İnşaat sektöründe de gerileme yaşanmıştır. Bu gerileme birçok işçinin işsiz kalmasına neden olmuştur. Diğer etkilenen kesim de turizmdir. Nedeni de dövizdeki değişimlerdir. Diğer sektörler gibi çok fazla etkilenmese de tarım sektörü de bu krizden payını almıştır. Bu pay, tarım dışı sektöründen sağladığı gübre, ilaç, akaryakıt gibi girdi fiyatlarındaki artış olarak görülmüştür.
Kriz için alınan önlemler ve bu önlemlerin amacı
Türkiye de krizden etkilenen pek çok ülke gibi krizin etkilerini hafifletmeye yönelik ve krizden çıkışını kolaylaştıracak birtakım önlemler almıştır. Bu kapsamda, iç talebi güçlendirme amaçlı mali araçları kullanılmıştır. Bunun için mali-bütçe disiplinine önem verilmiştir. Zaman aşımına uğramış vergi alacakları taksitlendirilmiştir. Esnaf ve sanayiciye yeni kredi imkânları sunulmuş hisse senetlerinin alım-satımında stopaj oranı % 0’a indirilmiştir.
Alınan önlemlerin bir bölümü, şirketlerin borçlarını ödeyebilmeleri için kredi sağlama yönünde olmuş, ekonomik küçülmeyi en aza indirmek en büyük hedef haline gelmiştir. İstihdamın korunmasına dönük çalışmalar yapılmış ve işsizlik fonunun etkin kullanımı gerçekleşmiştir. Krizin, başlangıçta bu kadar büyük bir etki doğuracağı tahmin edilmediği için krizin faiz indirimi ile aşılacağı düşünülmüştür. Ancak çözümün bu yönde olmayacağının anlaşıması ile daha etkili planlar tasarlanmıştır. Bu planların içeriğinde sosyal amaçlı harcamaların artırımı ve alt yapı projelerine yönelik girişimler yer almıştır.
Türkiye krizden nasıl çıktı?
Türkiye’nin krizden çıkışı bütçe açığının azalması ile doğrudan ilgilidir. Bütçe açığının daraldığı, vergi oranlarının azaldığı açıklanmıştır. Maliye Bakanlığı’nın sunduğu verilere göre Türkiye’de 2009’da 79 milyar lira olan vergi gelirleri 2010 yılında 98,6 milyar liraya yükselmiştir. Krizden çıkışta bütçe açığının daralması önemli bir adım olarak kabul edilmiştir. 2009’da 52,4 milyar lira olan bütçe açığı 2010 yılında 43,5 milyar liraya düşmüştür. 2010 bütçesinde ÖTV gelirleri %31,6 ve KDV ise %19 oranında yükseliş gerçekleşmiştir. Krizden en az etkiyle çıkabilmek için talep eksikliğiyle oluşan stok fazlasını engelleme amaçlı KDV-ÖTV indirimleri gerçekleşmiştir. Böylece talep arttırılmıştır.
Orta Vadeli Program (OVP)’a göre 2008’in büyüme oranı 0,9 iken 2009’un ilk yarısında eksi %10,6 oranında düşüş gerçekleşmiştir. 2010-2012 yıllarında GSYH’de %3-%4-%5 oranlarında artış hedeflemektedir. IMF dünya ekonomik raporunda 2009’da Türkiye ekonomisinin %6,5 daralacağı; 2010’da ise %3,7 büyüyeceği öngörmüştü. Bu raporda IMF, ekonomik refaha ulaşana kadar genişletici mali-ekonomik politikaların devamını faydalı görmektedir. Nitekim ekonomik büyümenin gerçekleşmesi Türkiye’nin krizden çıkışına işarettir.
Türkiye’nin krizden çıkışında rol oynayan diğer faktör işsizlik oranlarının azalışıdır. Bunun için Çalışma ve Sosyal Bakanlığı Türkiye’nin en büyük meselesi olan istihdama ilişkin proje gerçekleştirmiştir. Bu proje ile 5 yılda en az 1 milyon işisizin iş sahibi olacağını belirtmiştir. Türkiye’nin krizden çıkışı ekonomik büyüme ve işsizlik sorunun son bulmasıyla, iç piyasanın canlandırılması ile gerçekleşmektedir. Bu amaç doğrultusunda KDV oranları düşürülmüştür.
Türkiye’de sanayi üretimi 2009’da %20 küçülmüş, 2010’da ise %15 artış gözlenmiştir. Sanayide yaşanan hareketlilik, krizden çıkış sürecinde olunduğunu olduğunu göstermiştir. 2009’da cari açığın artışı 14 milyar$ iken 2010’da 19 milyar$’a yükselmiştir. Bu da ekonomik hareketlenmenin olduğu yönünde bilgi vermiştir.132 milyar$ olan ihracatımız 2008 küresel ekonomik kriz ile birlikte 2009 yılında 102 milyar$ ‘a gerilemiştir. Ancak Türkiye’nin ihracat alanında daralmada diğer ülkelere göre daha iyi olduğu görülmüştür. Çünkü diğer ülkelerin ihracat alanında yaşadığı daralma daha fazla olmuştur.
YAZININ KAYNAĞINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|